Derya Köse Kişisel Blog
Nisan 23rd, 2008 at 10:09 am
Posted by deryakose in Güncel

23 Nisan 1920 Büyük Millet Meclisi’nin açılış günüdür. Her 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı birlikte büyük bir sevinç içinde kutlarız.

Egemenlik yönetme yetkisidir. Ulusal egemenlik; yönetme yetkisinin ulusta olmasıdır. Osmanlı imparatorluğu döneminde egemenlik padişahta idi. Padişah ülkeyi dilediği gibi yönetirdi. İmparatorluğun son yıllarında padişahlar rahatlarını düşündüler. Yurt bakımsız kaldı.

Ülke sorunları . Bu sırada Birinci Dünya Savaşı başladı. Savaş 4 yıl sürdü. Bizimle birlikte olanlar savaşta yenildi. Savaş kurallarına göre biz de yenilmiş sayıldık. Yurdumuz İngilizler, Fransızlar, Yunanlılar, İtalyanlar tarafından paylaşıldı. Padişah ve yandaşları ülkenin paylaştırılmasına ses çıkarmadılar.

Mustafa Kemal Paşa Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı başlatmak için İstanbul’dan Samsun’a 19 Mayıs 1919 günü geldi. Samsun’dan Amasya’ya, oradan Erzurum’a ve Sivas’a gitti. Sivas ve Erzurum’da kongreler topladı. Mustafa Kemal Paşa egemenliğin ulusta olduğuna inanıyordu. Bu inançla «Ulusu yine ulusun gücü kurtaracaktır. Tek bir egemenlik vardır, o da ulusal egemenliktir» diyordu. Yurdun dört bir yanından seçilip gelen temsilciler - milletvekilleri - Ankara’da 23 Nisan 1920 günü toplandılar.

İlk Büyük Millet Meclisi’nin toplandığı yapı Ankara’da Ulus Alan’ından istasyona giden caddenin başındadır. Bugün Kurtuluş Savaşı Müzesi olan bu yapı tek katlıdır. O yıllar ülkemiz yokluk yoksulluk içindeydi. Milletvekillerinin oturduğu sıralar bir okuldan getirildi. Meclis gaz lambası ile aydınlanıyor, soba ile ısınıyordu. Top seslerinin Ankara’da duyulduğu zamanlarda bile meclis düzenli toplandı.

Ulusal Kurtuluş Savaşımızla ilgili bütün kararlar bu mecliste alındı. Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde ulusumuz dünyaya Ulusal Kurtuluş Savaşı dersi verdi. Ezilen uluslara kurtuluş yolunu açtı. Bağımsızlık savaşının öncüsü olan kurtuluş savaşımız yeryüzünün öteki uluslarına örnek oldu.

23 Nisan 1920 ilk Büyük Millet Meclisi’mizin toplandığı gündür. 23 Nisan, ulusun yönetme yetkisini kullanmaya başladığı gündür. Bu gün Milli Egemenlik Bayramı’mızdır.

23 Nisan dünyada kutlanan ilk çocuk bayramıdır. Atatürk’ün Türk çocuklarına armağan ettiği bu bayram şenliklerine son yıllarda yabancı ulusların çocukları da katılmaya başlamıştır. Atatürk çocuklara çok değer verir, gezilerinde okullara uğrar, ders dinler, sorular sorardı. «Bugünün küçükleri yarının büyükleridir.» diyen Atatürk, yönetimin bayram süresince öğrencilere bırakılması geleneğini başlattı. 23 Nisan’da yönetim birimleri seçimle gelen kurullar bir süre çocuklara bırakılır. Bu güzel gelenek her yıl yinelenir. Her 23 Nisan’da yurdumuz bir bayram alanı olur. Çocuklar törenlerde konuşmalar yaparlar, şiirler okurlar. Gece fener alayları düzenlenir.

23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı egemenliğin ulusta olduğu düşüncesinin kabul edildiği gündür. Çocuk bayramımızdır. Yarının büyükleri olan çocukların bayramıdır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün bu güne ait sözlerinden bir tanesi:

Küçük hanımlar, küçük beyler!
Sizler hepiniz geleceğin bir gülü,
yıldızı, bir mutluluk parıltısısınız!
Memleketi asıl aydınlığa boğacak
sizsiniz. Kendinizin ne kadar mühim,
kıymetli olduğunuzu düşünerek
ona göre çalışınız. Sizlerden
çok şeyler bekliyoruz.”

Ülkemizde her yıl düzenli olarak yapılan bu bayram bu yıl 88. kez düzenlenecek.Diğer yıllarda oldugu gibi bu yılda çeşitli ülkelerden bir çok çocuk

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı
kutlmak amacı ile ülkemizi ziyaret edecekdir


Nisan 20th, 2008 at 10:34 am
Posted by deryakose in İslami Konular

Kutlu Doğum Haftası’nda neler yapabiliriz?
İnsanlığı içinde bulunduğu karanlık dünyadan kurtarmak, onlara kılavuzluk yaparak yollarını aydınlatmak üzere ışıklar saçan bir kandil olarak seçilmiş ve vazifelendirilmiş olan sevgili Peygamberimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem) dünyaya teşriflerinin kutlanıldığı Kutlu Doğum Haftası’na ulaşmanın huzur ve mutluluğunu yaşıyoruz. Bugünleri nasıl değerlendirelim, neler yapalım diyorsanız size şu tavsiyelerde bulunabiliriz:* O’nun getirdiği mesaj bir huzur kaynağıdır. Bu huzur kaynağından istifade edebilmek için O’nu ve O’nun getirdiği nûru tanımak gerekir. Bu amaçla Allah Rasulü’nü (sas) tanıtan kitaplar okuyabiliriz. Okuduklarımızın kalıcı olması için de öğrendiğimiz bilgileri başta aile fertlerimiz olmak üzere çevremize anlatabiliriz.

* Akşamları çocuklarımıza Efendimiz’in (sas) yaşadığı örnek hayattan kesitler anlatabiliriz. O’nun ashabıyla arasında geçen diyalogları hikaye tarzından anlatarak çocuklarımızın dikkatlerini Peygamberimizi anlama üzerinde yoğunlaştırabiliriz.

* Nebiler Serveri’ni hayatını anlatan video kasetlerini veya film CD’lerini ev halkıyla beraber izleyebiliriz. Yine bunun gibi Efendimiz’in (sas) hayatından kesitler sunan veya O’nunla alakalı yazılan şiirlerin bulunduğu ses kasetlerini dinleyebiliriz.

* Yaşadığımız yerde Allah Rasulü’nü (sas) hatırlatan ne varsa oraları ziyaret edip hayalen asr–ı saadete gidip tefekküre dalabiliriz. Ziyaretlerimizde yanımıza çocuklarımızı da alabiliriz.

* Bir gül satın alarak yanında da Efendimiz’i (sas) anlatan bir kitapla beraber akraba veya dost ziyaretlerinde bulunabilir, onlarla beraber Efendimiz (sas) yörüngeli sohbetler yapabiliriz.

* İki Cihan Serveri, “Beni Hûd, Vakıa, Mürselat sûreleri ihtiyarlattı.” (Tirmizi, Tefsir, 57) buyuruyor. Bu sûrelerde içerisinde kıyamet sahnelerinin resm edildiği ayetler, Allah Rasulü’nü (sas) derin bir tefekküre salmıştı. Bizler de bu günlerde bu sûrelerin muhatabının kendimiz olduğunu düşünerek Hûd,
Vakıa ve Mürselat sûrelerini okuyabiliriz.

* Allah, “Muhakkak ki Allah ve melekleri Peygamber’e hep salât ederler. Ey iman edenler! Siz de O’na salât edin ve tam bir içtenlikle selâm verin.” (Ahzab, 33/56) buyurarak bizlerden Efendimiz’in (sas) ismini andığımız zaman salavat getirmemizi istiyor. Bu İlahi emir doğrultusunda bizler de özellikle bu günlerde Efendimiz’e (sas) bol bol salavat getirebiliriz. “Allah Rasulü’ne nasıl salavat getirelim?” diyorsanız işte size birkaç örnek: Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed. Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin adede ma fî ilmillâhi salaten daimeten bidevâmi mülkillâhi. Allâhümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihi ve ashâbihî biadedi ilmike ve biadedi ma’lûmâtike.

Salât-ı Tefriciye
Allâhümme salli salâten kâmileten ve sellim selâmen tâmmen alâ seyyidinâ Muhammedinillezî tenhallü bihî’l–ukadu ve tenfericu bihi’l–kürabu ve tugdâ bihi’l– havâicu ve tünâlü bihi’r–reğâibu ve hüsnü’l–havâtimi ve yüsteska’l–ğamâmu bivechihi’l–kerîmi ve alâ âlihi ve sahbihi fî külli lemhatin ve nefesin biadedi külli ma’lûmin leke.


Ocak 27th, 2008 at 11:16 am
Posted by deryakose in Aşk Ve Sevgi

Kisi sevdigiyle olmak ister!. Sevdiginin hâliyle hâllenir… Sevgisi kadar, onunla yasar!. Sevginin ne oldugunu tam olarak bilemedigimiz icin, cogunlukla, “begeni” ile “sevgi”yi birbirine karistiririz.

“Begeni” yaninda “sahip olma” arzusuyla aciga cikar!.Bir nesneden hoslandiginda, begendigin seye sahip olmak ve uzerinde tasarruf edebilmek arzusuyla yasarsin… Bu tum mahlukatta cok yaygin bir duygudur!. Kimi, begendigini cebine sokar; kimi begendigine tasma takip yaninda tasiyarak onunla hava atmak ister; kimi yakalayip inine surukler… Her mahlûk yaradilis fitratina gore, begendigi uzerinde tasarruf etmek ister.

“Sevmek” ise bundan cok farklidir…

Sevince, yalnizca sevdigin icin yasamak istersin!. Yalnizca yaninda olmak, yalnizca onun olmak, yalnizca onun zevk aldigiyla zevk alip, sevmediginden kacmak istersin! Sevdigin oylesine sarmistir aklini, fikrini, ruhunu ki, her sey sana, onu hatirlatir; yaninda iken bile onun icinde olmak istersin!… Yakinlik bile uzak gelir sana!… Sen kaybolursun, sende; sevdigin kalir yalnizca, beyninde!.. Onun bakisiyla bakar, onun degerlendirmesiyle degerlendirir, onun diliyle konusmaya baslarsin!. Gozun ondan baskasini gormez, kulagin ondan baskasini duymaz, elin ondan baskasina uzanmaz olur!.

Her an sana sahip olmasini; varliginin, tasarrufunun her an uzerinde olmasini, her an seni kucaklamasini istersin!… Bedensel yakinlik bile, korkunc uzaklik gibi gelir sana; ve onunla tek bir beden, tek bir ruh, tek bir suur olmayi dilersin!.

Sevgi, fitratin musait ise, sevdiginde yok edesiye yakar seni; ve gun gelir kasinda-gozunde, yuzunde-dilinde sevdigini gorurler de, “sen o olmusun” derler!

Begenen sahip olmak ister…

Seven ise sevdiginde yok olur; feda eder her seyi sevdigi ugruna!.

Bazilarinin da sevgi kokusu surulur ustune; “asigim” sanir!. Ama sevdigi ugruna, fedakarlik etmeye gelince sira, o koku siliniverir uzerinden “kopamama” sabunuyla!. Parasindan kopamaz… Mevkiinden kopamaz… Yakinlarindan kopamaz… İcinde yasadigi ortamin guzelliklerinden kopamaz… “Etraf”tan kopamaz!. Derken kusurlar belirmeye baslar sevdigini sandiginin uzerinde… Eksiklikler gormeye baslar, yetersizlikler gormeye baslar… Bunlar once acima duygusuna donusturur sevgisini; uzaktan aciyarak seyretmeye baslar… Sonra tatli bir aniya donusur, sevgi sandigi duygulari!. Bu tecrube gosterir ki, onun fitratinda sevgi programi yoktur!.. Begeniyi, sevgi sanmistir!..

Uzaklasma ondan gelmemis de, karsisindakinden gelmisse, bu defa “nefret”e doner “begeni”; ondan intikam alma duygusu gelisir icinde; ve vicdanla intikam dalgalari arasinda bir o yana bir bu yana suruklenir durur; terkedilmisligin, uzaklasmanin, layik olmadigini yasamanin sanisi icinde!..

Oysa yalnizca, fitratinda olmayan gercek sevginin sonuclarini yasamaktadir!. Cuzdani icin, guzelligi-yakisikliligi icin, kendisine hos gelen huylari icin, mevkii-koltugu icin, ilmi icin begenmistir; sevdigini sanmis; sahip olamayinca da arzusuna erisememenin dus kirikligi icinde kopmus; yalnizca cikarlari dogrultusunda yasamayi tercih etmistir…

Seven ise goze almistir kopmayi… Dislanmayi… Paradan-puldan, namdan nisandan, dosttan akrabadan uzak    kalmayi…

Fitratindan gelir sevgi!. Kullugu sevmek uzeredir!. Onunla, sevmeyi yasamak istedigi icin yaratmistir onu Yaratan… O yuzden kopar anadan-babadan; dunyadan paradan!

Seven, karsiliksiz sever!…

Begenen karsiligini ister!.

Benim istedigim gibi yasarsan seni bogarim sahip olduklarima, der begenen!.. Onun zaten fitratinda yoktur sevgi, bilmez askin ne oldugunu!… Ne uzere yaratilmissa, odur tum mesgalesi… Karinca gibi calisir; maymun gibi ciftlesir; aslan gibi yavrularina sahip cikar… Ama pervane gibi sevemez!. atamaz kendini atese!.

Sevgi sonunda yanmayi getirir!.. Begeni ise sonunda kacmayi!.

Begenen mahlûkat cogunluguna gore, “sevgi” delilikten bir turdur!.. Anlamazlar onlar, sevdigi ugruna, etraf ne derse desin deyip, her sarta katlanmayi! Ve “delillik bu” derler…

Begenme bir tur “hobi”dir!… Bazen omur boyu surer, bazen birkac yil, bazen bir kac ay!…

Sevgi bir omur boyudur!… Bitmez, tukenmez, bazen durulur, bazen cosar ama hic gerilemez!. Cogunlukla karsisindakinden yuzunu gostermesinden gelir sevgi insana!.. Bazen de ozunden gosterir yuzunu O!… O zaman onlar icin derler ki, “Allah”a asik oldu!..

“Kendine sectikleri”dir sevenleri bir cehreden!… Ozunden sevgiyi yasayanlardir, “mukarreb”leri!…

Hunerlerini sergilemek icin yaratmistir herseyi…

Sevmek icin yaratmistir sevilenleri!.

Gozlerinde seyretmek icin gozleri olarak yaratmistir “ask”i yasattiklarini!..

Avam anlamaz ve bilmez bu aski!. Bunun ask oldugunu!..

Oysa gercek “ask” O’nun atesine pervane gibi atilip; varligini O’nda yitirip; O’nun “Baki”ligini yasattiklaridir gercek “asik”lar!..

Ozel bir fitratla gelmislerdir onlar, “asik” olmak icin!.. Yasamlari boyunca bir deger tasimamistir dunya ve icindekiler….


Ocak 19th, 2008 at 12:24 pm
Posted by deryakose in Yemek tarifleri


aşure için gereken malzemeler:

yarım kg. buğday
1 su bardağı nohut
1 su bardağı kurufasulye
1 çay bardağı pirinç
100 gr kuru kayısı, yıkanmış ve ufak ufak doğranmış
50 gr. kuş üzümü
100 gr. çekirdeksiz kuru üzüm
dilerseniz ufak ufak doğranmış kuru incir (incir aşurenin rengini koyulaştırdığı için biz pek kullanmıyoruz)
1 kg. toz şeker

hazırlanması:
1. aşureyi pişirmeye başlamadan 8-9 saat önce buğdayı büyükçe bir tencereye alıp üzerini 4-5 parmak geçecek kadar kireçsiz su ile doldurun ve bir taşım kaynatın.

2. nohut ve kurufasulyeyi birlikte yıkayıp bir tencereye alın ve buğdaydaki işlemi tekrarlayın.

3. her iki tencere de kaynadıktan sonra altını kapatın ve 8-9 saat dinlendirin.

4. 8 saat sonra tencerelerin altını tekrar açın, kısık ateşte (buğdayları arasıra karıştırarak) buğdaylar iyice ezilinceye, nohut ve kurufasulyeler de yumuşayıncaya kadar (yaklaşık 2,5-3 saat) pişirin. eğer tencerelerdeki su azalırsa kaynamış su ekleyin. buğday tenceresinin kapağını taşma tehlikesi nedeniyle açık bırakın.

5. buğdayın pişmesine yakın tencereye iyice yıkanmış pirinci ekleyin. bir sürede pirinçlerle beraber pişirin.

6. hepsi pişince nohut ve kurufasulyeleri buğday tenceresine ekleyin. 10-15 dakika daha kısık ateşte kaynatın. çekirdeksiz üzümü, kuş üzümünü ve kayısıları tencereye ekleyin. 15 dakika daha pişirdikten sonra toz şekeri ekleyin, bir taşım kaynatıp altını kapatın.

7. aşurenin kıvamını kaynar su ekleyerek dilediğiniz gibi ayarlayabilirsiniz.

8.aşure soğuduktan sonra kaselere paylaştırıp tarçın/ceviz/fındık/nar ile süsleyin.

not: piştikten sonra aşurenin bir kısmına veya tamamına bir portakal kabuğu rendesi eklerseniz çok güzel bir tat yakalamış olursunuz.

aşure çorbası hazırlamak için:


1. aşure yaparken kuru yemişleri eklemeden (6. adım) önce pişmiş baklagillerden çorba tenceresine 6-7 kepçe ayırın.

2.tencereye 1,5 lt. soğuk süt ekleyin. 1-2 defa karıştırıp kaynamasını bekleyin. kaynayınca tuz ilave edin.

3. bu arada 2 yemek kaşığı tereyağı, ince ince doğranmış 1 küçük soğan ve pul biberi tavada kızdırıp sos hazırlayın.

4. çorba pişince kaselere alıp nane ve sos ile servis yapın.
afiyet olsun.