Derya Köse Kişisel Blog
Kasım 9th, 2006 at 11:59 am
Posted by deryakose in Sapık Fırkalar
 
Mutezile
Sual: Mutezile fırkası nasıl meydana çıkmıştır, fikirleri nelerdir?
CEVAP
Bozuk fırkalardan biri olan Mutezile, Hasan-ı Basri hazretlerinin derslerinde bulunan Vasıl bin Ata tarafından ortaya çıkarılmıştır. Büyük Ehl-i sünnet âlimi ve veli bir zat olan Hasan-ı Basri, (Büyük günah işleyen ne mümindir ne de kâfirdir) diyerek Ehl-i sünnetten ayrılan Vasıl bin Ata için, (İ’tezele anna Vasıl), yani (Vasıl bizden ayrıldı) buyurmuştu. Buradaki i’tezele [ayrıldı] kelimesinden dolayı Vasıl’a ve onun yolunu tutanlara Mutezile ismi verilmiştir.

Sonraki yıllarda bilhassa felsefe eğitimi yapmış ve felsefeye meraklı kişiler, Vasıl bin Ata’nın yolundan yürüyerek, Allahü teâlânın zâtı ve sıfatları ile, kader, amellerle (ibadetlerle, muamelatla..) iman arasındaki münasebet ve diğer konularda İslam dininin sınırlarını zorlayacak kadar ileri derecelere varan ayrılıklara düşmüşlerdir.

Kuru akılcı ve bid’at fırkalardan Mutezilenin görüşlerinden bazıları şunlardır:

Sahabenin hepsinin adil ve Cennetlik olduğunu inkâr ederler. Halbuki Kur’an-ı kerimde mealen, (Onların hepsine hüsnayı [Cenneti] vaad ettik) buyuruluyor. (Hadid 10)

Miracı, diğer mucizeleri ve kerameti inkâr ederler.
Kur’an-ı kerimde, kerametin hak olduğunu bildiren âyetlerden bazıları şunlardır:
Ledün ilmine sahip bir zat, Belkıs’ın tahtını bir anda getirdi. (Neml 40)
Hz. Meryem’e her zaman taze meyve ve yiyecek verilirdi. (Al-i imran 37)
Eshab-ı kehf asırlarca, ölmeden uyudu. (Kehf 17,18)

(Cennette olanlara Allah görülmez) derler. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Ahirette, yüzleri nurlu olarak, Rablerine bakarlar.) [Kıyamet 22, 23]

(Günah işleyen kâfir olur, amel imandan parçadır) derler. Ehl-i sünnet itikadında, amel ile iman ayrıdır, günah işleyene kâfir denmez. Günah işleyen kâfir olsaydı, yeryüzünde müslüman kalmazdı. Masum olmak meleklere mahsustur. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Allah şirki [küfrü] affetmez. Diğer bütün günahları ise, istediğini affeder.) [Nisa 48]

(Kabir ziyaretinde, enbiya ve evliyadan yardım istemek caiz değil) derler. Hadis-i erbain’de (Bir işinizde, sıkışıp şaşırınca, kabirdekilerden yardım isteyin!) buyuruluyor.

Kabir sualini, kabir azabını inkâr ederler. Hadis-i şerifte, (Kabir azabı haktır) buyuruldu. (Buhari)

(Ölüye, dua fayda etmez) derler. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Dirilerin duaları ile, ölülere çok rahmet verilir. Dirilerin, ölülere hediyesi, onlar için dua ve istiğfar etmektir.) [Deylemi]

(Sırat, mizan, şefaat diye bir şey yok) derler. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Kıyamette mizan, sırat, şehidi rahatsız etmez.) [Beyheki]
(Cehennem üzerine Sırat köprüsü kurulur.) [Buhari]
(Büyük günah işleyenlere şefaat edeceğim.) [Nesai]

(Akıl, herkeste eşittir. Akıl şaşmaz bir hüccettir. Aklın beğendiği, güzel gördüğü şeyler farz, çirkin gördüğü şey ise haramdır. Din bildirmese de, akılla haramı ve farzları bilmek mümkündür) derler.
Her ne kadar akıl, iyiyi kötüden ayıran bir kuvvet ise de, her işte ölçü olmaz. Allahü teâlâya ait bilgilerde akıl senet olmaz. Akıl, kendi başına dinin emir ve yasaklarını bilseydi, Peygamberlere, âlimlere lüzum kalmazdı. Dinin hükümlerini duymayan, cezalandırılmaz. Bir âyet-i kerime meali:
(Biz Peygamber göndermedikçe kimseye azap etmeyiz.) [İsra 15]

Eski milletlere mubah olan bazı şeyler, bizlere haram edilmiş, eskilere haram olan bazı şeyler de bizlere mubah kılınmıştır. Demek ki, bir şeyin farz veya haram oluşu, ancak dinin emri ile belli olur, akıl ile belli olmaz. Mesela eskiden sığır ve davar iç yağı haram idi, bizlere ise helaldir. (Enam 146)

Ehl-i sünnet âlimleri buyuruyor ki:
Nakil yolu ile anlaşılan, yani Peygamberlerin söyledikleri şeyleri, akıl ile araştırmaya uğraşmak, düz yolda, güç giden, yüklü bir arabayı, yokuşa çıkarmak için zorlamaya benzer. Yokuşa doğru at, kamçılanırsa, çabalaya çabalaya, ya yıkılıp canı çıkar, yahut, alışmış olduğu düz yola kavuşmak için sağa sola ve geriye kıvrılarak arabayı yıkar ve eşyalar harap olur. Akıl da, yürüyemediği, anlayamadığı ahiret bilgilerini çözmeye zorlanırsa, ya yıkılıp insan aklını kaçırır veya bunları alışmış olduğu, dünya işlerine benzetmeye kalkışarak, yanılır, aldanır ve herkesi aldatır.

Akıl, his kuvveti ile anlaşılabilen veya hissedilenlere benzeyen ve onlara bağlılıkları bulunan şeyleri birbirleri ile ölçerek, iyilerini kötülerinden ayırmaya yarayan bir ölçüdür. Böyle şeylere bağlılıkları olmayan varlıklara eremeyeceğinden, şaşırıp kalır. O halde, Peygamberlerin bildirdikleri şeylere, inanmaktan başka çare yoktur.

Ehl-i sünnet âlimleri, mutezilenin dalalette olduğunu âyet ve hadislerle ispat etmişlerdir.


Kasım 9th, 2006 at 11:47 am
Posted by deryakose in Sapık Fırkalar
Cebriye veya Mürciye
Sual: Cebriye fırkasının iddiaları ve bunlara delilleri nelerdir?
CEVAP
Cebriye [mürciye] denilen dalalet fırkası (Bize imanı veren de ibadet ettiren de Allah’tır. Allah her işi zorla yaptırır. İnsan kaderine mahkumdur. İrade-i cüziyye yoktur) diyerek şu âyetleri delil olarak gösteriyor:
(Allah, dilediğini hidayete kavuşturur, dilediğini dalalette bırakır.) [İbrahim 4]

(Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündeki insanların hepsi iman ederdi. O halde inanmaları için insanları zorlayacak mısın? Allah’ın izni olmadıkça, hiç kimse, iman edemez.)
[Yunus-99,100]

(Sizi de, yaptığınız işleri de yaratan Allah’tır.)
[Saffat 96]

Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki:
Hayır ve şerrin yaratılmasında, insanın irade ve ihtiyarının da tesiri vardır. İnsanın iradesine, dilemesine kesb denir. İnsanın yapmak istediği işi, Allahü teâlâ da dilerse, o şeyi yaratır.
Demek ki, insanların yaptığı her hareket, her iş, insanın kesbi ve Allahü teâlânın yaratması iledir. İnsan istiyor Allah da yaratıyor.

Cebriye [mürciye] fırkası, insanın kesbini, iradesini inkâr ederek, (İnsan istese de, istemese de her hareketini, her işini Allah yaratır. İnsanın her işi, ağaç yapraklarının rüzgardan sallanması gibidir. Her şeyi Allah zorla yaptırıyor) dediler. Böyle söylemek küfürdür. Elin titremesi başkadır. İsteyerek oynatması başkadır. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:
(İsteyen iman etsin, dileyen inkâr etsin. İnkârcılara Cehennem ateşini hazırladık.) [Kehf 29]

Allahü teâlâ zorla inandırırsa niye isteyen iman etsin, dileyen inkâr etsin diyecek ki? Demek ki Allahü teâlâ, insana bir irade verdi. İnanmak da inkâr etmek de insanın elindedir. Eğer Allahü teâlâ zorla küfre soksa veya zorla günah işletse, haşa zulmetmiş olmaz mı? Kâfir yarın ahirette, Allahü teâlâya, “Hidayete kavuşturan sendin, dalalette, küfürde bırakan da sendin. Bana iman ettirmedin, beni dalalette bıraktın ben de küfür işledim, şimdi beni kendi yaptığın işten dolayı sorguya mı çekiyorsun?” demez mi? Allahü teâlâ hiç adaletsiz iş yapar mı? İnsanlara zulmeder mi?
Kur’an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ, onlara zulmetmez. Onlar, kendilerine zulmediyorlar.) [Nahl 33]

Bir cebriyeci kendisine haksız saldırana kızar, ensesine bir tokat vursan, “Ne yapıyorsun” der, ona “Kader böyle, bunları yapan Allah’tır” desen, sana hak verir mi? Cebriyeciler, (Kâfirler mazurdur. Çünkü, işleri yapan Allah’tır. Bunlar, mecburdur) diyorlar. Bu sözleri küfürdür. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Onları hesap mahallinde durdurun! Hesap olunacaklardır.) [Saffat 24]

(Rabbin hakkı için, onların hepsini yaptıklarından dolayı sorguya çekeceğiz.)
[Hicr 92, 93]

(Zerre kadar hayır ve şer işleyen, karşılığını görür.)
[Zilzal 7,8]

(Kişi önceden ne hazırladığını, ne getirdiğini görecektir.)
[Tekvir 14]

Peygamber efendimiz buyuruyor ki:
(Mürciye ve kaderiyenin [mutezilenin] İslamiyet’ten nasibi yoktur.) [Buhari]

(Allahü teâlâ kaderiye ve mürciyeye 70 Peygamber lisanı ile lanet etmiştir.)
[Taberani]

(Kaderiye ve Mürciye, Kevser havuzunun başına varamaz ve Cennete giremez.)
[Ebu Davud]

(Şu yedi sınıf insana bütün peygamberler lanet eder:
1- Allah’ın kitabına ilave yapana,
2- Kaderi inkâr edene,
3- Allah’ın yasakladığını helal görene,
4- Allah’ın evlenmesini haram kıldıkları ile evlenmeyi helal görene,
5- Yolumu terk edene,
6- Ganimet mallarını dağıtmayana,
7- Allah’ın zelil kıldığını yükseltmek, aziz kıldığını da alçaltmak için güç ve hakimiyetini kullanarak zulmedene.)
[Taberani]