Derya Köse Kişisel Blog
Ekim 7th, 2006 at 4:56 am
Posted by deryakose in Soru Cevap Bölümü

Sual: En kıymetli tesbih yani zikir nedir?
CEVAP
En kıymetli tesbih, namazlardan sonra çekilen Sübhanallah, Elhamdülillah ve Allahü ekberdir.

Bu tesbihten sonra en kıymetli tesbih ve zikir La ilahe illallah demektir.
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(En üstün tesbih Sübhanallahi velhamdülillahi ve la ilahe illallahü vallahü ekberdir.) [Müslim]

(La ilahe illallah demek 99 belayı defeder, en aşağısı sıkıntıdır.) [İ.Asakir]

(Temcid, yani La havle ve la kuvvete illa billah, 99 derde devadır. Bunların en hafifi sıkıntıdır.) [Hakim]

(Zikirde “La ilahe illallah”dan, efdali yoktur.) [Taberani]

(Zikrin efdali, La ilahe illallah, duanın efdali de elhamdülillahtır.) [Tirmizi]

(Allah indinde en kıymetli söz, “Sübhanallahi ve bihamdihi”dir.) [Müslim]

(“Sübhanallah” diyen Uhuddan daha büyük sevaba kavuşur. “La ilahe illallah” ve “Allahü ekber” demek de böyledir.) [Beyheki]

(Gece ibadeti zor gelen, hayra mal sarf edemeyen veya düşmanla savaşmaya korkan, çok Sübhanallahi ve bihamdihi desin. Bu, Allah yolunda harcayacağı bir altın dağdan daha kıymetlidir) [Taberani]

(Zor bir duruma düşen, “Bismillahirrahmanirrahim ve la havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim” derse, Allahü teâlâ, onu her türlü bela ve musibetten korur.) [Deylemi]

(Cennet hazinesi olan, “Sübhanallahi vel-hamdülillahi vela ilahe illallahü vallahü ekber, vela havle vela kuvvete illa billah” demeye devam edenin ağaçtan yaprak döküldüğü gibi günahları dökülür.) [Ramuz]

(Dilde hafif, terazide ağır ve bağışlayıcı olan Allah indinde en kıymetli iki cümle: “Sübhanallahi ve bihamdihi, Sübhanallahilazim”) [Müslim]

(Şu beş şeyi dilinizden düşürmeyin: Sübhanallah, Elhamdülillah, La ilahe illallah ve La havle vela kuvvete illa billah.) [Taberani]

(Allahü teâlânın indinde, tekbiri, tahmidi, tesbihi ve tehlili sebebiyle Müslüman olarak ihtiyarlayan bir müminden daha efdal kimse yoktur.) [İ. Ahmed]

(Tekbir Allahü ekber,
Tahmid Elhamdülillah,
Tesbih Sübhanallah,
Tehlil La ilahe illallah,
Temcid La havle vela kuvvete illa billah demektir.)

Kuran-ı kerimde, Bâkıyat-üs-sâlihat [sürekli kalan iyi işler] geçmektedir. Resulullah buyurdu ki: (Bâkıyat-üs-sâlihatı, çok söyleyin. Bunlar; tesbih, tehlil, tahmid, tekbir ve temciddir.) [Taberani]

Her gece yatarken yüz defa (Sübhanallahi velhamdü lillahi ve la ilahe illallahü vallahü ekber) okuyan kimse, yüz defa tesbih, tahmid ve tekbir söylemiş olur. Böylece, muhasebe yapmış, kendini hesaba çekmiş sayılır.

Bir kimse, (Sübhanallahi velhamdü lillahi ve la ilahe illallahü vallahü ekber ve la havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim) derse, hem tesbih [sübhanallah], hem tekbir [Allahü ekber], hem tahmid [hamd] , hem tehlil [la ilahe illallah], hem temcid [la havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim] söylemiş olmakla, en kıymetli tesbihi okumuş olur.

Zül-celal vel-ikram
Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Ancak celâl ve ikrâm sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacaktır.) [Rahman 27]
(Celâl ve ikrâm sahibi Rabbinin adı çok yücedir.) [Rahman 78]
[Celal, Allahü teâlânın kahr ve gazab sıfatlarındandır, azamet, büyüklük, hiçbir şeye muhtaç olmamak demektir.]

Âyet-i kerimede geçen zül-celal vel-ikram ifadesinin ism-i azamdan olduğu bildirilmiştir. Bu bakımdan bilhassa dualarda bunu çok söylemek gerekir. Peygamber efendimiz, bir kimsenin (Ya zel-celali vel-ikram) diyerek dua ettiğini duyunca, (Allahtan ne istersen iste, duan kabul olur) buyurdu. (Tirmizi)

Başka bir hadis-i şerif de şöyle:
(Ya zel-celali vel-ikramı çok söyleyin, ona çok devam edin.) [Tirmizi]


Ekim 2nd, 2006 at 4:35 am
Posted by deryakose in Soru Cevap Bölümü

Suâl: Günümüzde rüşvet yaygınlaşmıştır. Rüşvetin dindeki yeri nedir?
Cevap: Dinimiz, gasb edilmiş malı ve zulüm, hırsızlık ile alınan, rüşvet, fâiz, kumar ücretleri ve diğer hıyânet yollarından birisi ile ele geçen kazancın yenilmesini ve başkalarına yedirilmesini yasak etmiştir. Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyuruldu ki:

(Birbirinizin mallarını aranızda [kumar, yalancılık, sahtekârlık, hırsızlık, gasb, rüşvet gibi] bâtıl sebeplerle yemeyin!) [Bekara 188]

Kızın babasının veya akrabâsının, kızı vermeye râzı olmaları için dâmattan istedikleri para veya mal rüşvet olur. Ayakbastı parası almak da rüşvettir, harâmdır. Malını, canını, hakkını kurtarmak için istemiyerek rüşvet vermek câiz ise de, rüşvet istemek aslâ câiz değildir, harâmdır.

Lâyık olmayan kişileri işe almak için rüşvet istemek, memleket idâresini ehliyetsiz ellere terk etmek demektir. Bu da bir milletin yıkılmasına sebep olur.

Bir öğretmenin, kabiliyetsiz bir talebeyi rüşvetle geçirmesi de, lâyık olmayan kimselerin iş başına geçmesine vesîle olur.

Alt sırada olan bir evrağı rüşvetle üste çıkarıp hemen muâmelesini yapmak, diğer sırası gelen insanların haklarına tecâvüzdür, zulümdür.

Doktorun rüşvet alarak sağlam memura rapor vermesi, düzenin bozulmasının, memleketin yıkılmasının sebeblerindendir.

Belediyelerce, kanûnsuz binalara ruhsat vermek veya ruhsatsız yapılara rüşvet alarak göz yummak veya daha başka şekilde rüşvet almak vazifeye ihânettir.

Müslümanlık ve Rüşvet

Dinsiz bir kimse, Allahtan korkmadığı için, kanûnun görmediği yerlerde her rezâleti işleyebilir. Fakat bir müslüman, Allahın her zaman kendini gördüğünü bildiği için rüşvete karışmaz ve diğer günâhları işlemez. Eğer müslüman bir kimse, rüşvet gibi kirli işlere karışmışsa, Allahtan korkmadığı veya az korktuğu anlaşılabilir. Bu bakımdan müslüman bir kimsenin rnüşvet alması, sadece kendini günâha sokmakla kalmaz, aynı zamanda islâmiyete de ihânettir.

Neticede, rüşvet bir milleti ma’nen ve maddeten çökerten bir illettir. İlgililere yardımcı olmak, her ferdin vazîfesidir.

Dinen büyük günâh olup, bir milletin felâketine sebeb olan rüşveti kaldırmak ancak islâm ahlâkına sahip olmakla mümkündür. Çünkü ahlâklı bir müslüman haksızlık etmediği gibi, haksızlığa da râzı olmaz. Çünkü onda Allah korkusu bulunduğu için rüşvete vâsıta bile olmaktan aslandan, yılandan kaçar gibi kaçar.

Bu bakımdan çocuklarımızı, gençlerimizi ahlâklı yetiştirmek, millet olarak başta gelen vazîfelerimizden biridir. Devlet memurlarının vazîfelerini yaparken, vazîfe yaptığı kişilerden hediye almaları da doğru değildir.

Hediye ve Rüşvet

Hz. Ömer, devlet başkanı iken, hanımı ile bir köye gider. Köylü kadınlar halîfenin hanımına çeşitli hediyeler verirler. Eve geldikleri zaman, hazreti Ömer, hanımına der ki:

- Bunları nereden aldın?

Hanımı cevap verir:

- Köylü kadınlar hediye ettiler.

- Ben halîfe olmasaydım, sana bu hediyeler verilir miydi? Eskiden ben halîfe değilken sana niçin hediye vermiyorlardı? diyerek Hz. Ömer, verilen hediyeleri beyt-ül mala verir.

Rüşvet, haksız kazanç yollarından biridir. Bütün dinlerde günâhtır. Devletlerin cezâ kanûnlarında, devlet idâresine karşı işlenen bir amme [kamu] suçu kabûl edilmiştir.

Haksızı haklı, yanlışı doğru, kötüyü iyi, liyâkatsizi liyâkatli göstermek için bir kimseden para, mal almak rüşvettir. Böyle gayrı meşrû hareket için, para, mal verilmesine vâsıta olmamalıdır! Çünkü hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: (Rüşvet alana, verene ve bunlar arasında rüşvete vâsıta olana da Allahü teâlâ la’net etsin.) [Hâkim]

Rüşvet ve Hediye

Rüşvetin yaygınlaşması kıyâmet alâmetlerindendir. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: (Öyle bir zaman gelecek ki, rüşvet, hediye adı altında alınıp verilecek, ibret olsun diye, gözdağı vermek için suçsuz kimseler öldürülecektir.) [İ. Gazâlî]