Derya Köse Kişisel Blog
Ekim 3rd, 2006 at 6:01 pm
Posted by deryakose in Munafiklarin Karekterleri

Çoğu insan için ‘münafık’ kelimesi pek bir anlam ifade etmez. Bazıları ise kelimeyi halk dilindeki şekliyle, yani “ikiyüzlü” ya da “yalancı” anlamlarıyla bilir fakat Kuran’daki karşılığından haberdar değildir. Biraz dini bilgisi olanlar ise münafıkların, daha çok Peygamberimiz (sav) döneminde yaşamış inkarcı bir grup olduğunu düşünürler.Oysa münafıklar Allah’ın Kuran’da yüzlerce ayetle üzerlerine dikkat çektiği ve onlara karşı son derece temkinli olunmasını hatırlattığı bir gruptur. Ve yine Kuran’a bakıldığında anlaşılan, münafıkların, hiç de az rastlanılan bir grup değil, aksine her mümin topluluğunun içinde bulunan ‘teşkilatlı’ bir grup olduğudur.

Hayatının tamamını Allah’a adamış, O’nun yolunda canıyla, malıyla mücadele eden samimi insanların arasında, ‘onlardanmış’ gibi görünerek -kimi zaman yıllarca- yaşayabilen bu insanlar, aslında ‘onlardan’ değildirler ve yalnızca kendilerine çıkar sağlama peşindedirler. Tarih boyunca bu olay, hak ve samimi olan bütün mümin topluluklarında görülmüştür. Nitekim Kuran, yukarıda da belirttiğimiz gibi Peygamberimiz Hz. Muhammed dahil birçok peygamberin ve elçinin kavimlerindeki münafıklar hakkında çok fazla bilgi vermektedir.

Bu kitapta münafıkların özelliklerini, Kuran’da tarif edilen detaylarıyla tek tek ele alıp inceleyeceğiz. Daha sonra ise münafıkların içlerinde yaşattıkları önemli bir hastalığa, ‘müstağniyet’e dikkat çekeceğiz.

Ancak kitaptaki konuları ve münafıkların gerçek karakterlerini, sapkın mantıklarını daha iyi anlayabilmek için, önce münafıkla klasik inkarcının farkını bilmemiz gerekmektedir.

İnkarcılarla Münafıkların Farkı

Sen şiddetle arzu etsen bile, insanların çoğu iman edecek değildir. (Yusuf Suresi, 103)

Yukarıdaki ayetle de haber verilmiş olduğu üzere, insanların çoğu iman etmezler. Allah’a inanmayanlar her zaman için, yeryüzünün çoğunluğunu oluştururlar. ‘İnkarcılar’ olarak adlandırdığımız bu gruba, Allah’ı açıkça inkar eden dinsizler, münafıklar, müşrikler ve kalplerinde hastalık bulunanların tümü dahildir. Hepsinin ortak özelliği, Allah’tan gereği gibi korkmamaları ve Allah’ın kitabından uzak bir hayat sürmeleridir. İnkarcılar içerisinde yukarıda da ismi geçen bir grup vardır ki bunlar, Allah’ın ‘cehennemin en alt tabakasında’ olduklarını söylediği münafıklardır.

Peki münafıkları, diğer inkarcılardan daha da aşağı bir konuma getiren fark nedir? İnkarcı Allah’a inanmaz, O’nun varlığını tamamen reddeder; tabii dini ve Kuran’ı da… Münafık ise Allah’ı doğrudan inkar etmez, dine ve Kuran’a inandığını söyler. İnkarcı, Allah’ı inkar ettiğini ilan ederken, münafık tam tersine, -inkarını gizleyip- iman ediyormuş gibi görünür. Kendi iddiasına göre, iman da ediyordur, Allah’tan da korkuyordur… Ancak münafığın doğruyu söylemediğini, kalbinde olanın “gerçek iman” olmadığını Allah bize ayetlerde şöyle bildirmiştir:

İnsanların öyleleri vardır ki: ‘Biz Allah’a ve ahiret gününe iman ettik’ derler; oysa inanmış değillerdir. (Bakara Suresi, 8)

Münafık iman ettiğini iddia ettiğinden dolayı, mümin topluluğunun içinde bulunur. Müminlerin arasında kimi zaman tüm yaşamını geçirir. Ancak inkarını içinde gizlediği için, müminler arasında sürekli olarak içten içe bir fitne çıkarmaya, Allah’a inanan samimi insanlara zarar vermeye, onları gevşekliğe sürüklemeye çalışır. Münafıkların bu fitneci karakterlerine Kuran’da şöyle dikkat çekilmektedir:

Hani, münafık olanlar ve kalplerinde hastalık bulunanlar: “Allah ve Resulü, bize boş bir aldanıştan başka bir şey vadetmedi” diyorlardı… Eğer onlara (şehrin her) yanından girilseydi sonra da kendilerinden fitne (karışıklık çıkarmaları) istenmiş olsaydı, hiç şüphesiz buna yanaşır ve bunda pek az (zaman) dışında (kararsız) kalmazlardı. (Ahzab Suresi, 12-14)

Üstelik tüm inkarına rağmen münafık, hiçbir zaman “ben münafığım” diye ortaya çıkmaz. Aksine kendisinin son derece “takva” olduğunu iddia eder. Ona göre müminler yanlış, kendisi ise en doğru yoldadır. Dolayısıyla amacının, müminleri doğru yola iletebilmek olduğunu savunur. Bu da onun fitne çıkarma metodlarından diğeridir.

Münafıklar Dinsiz midir?

Münafığın en önemli özelliklerinden biri, dine inandığını söylediği halde, inandığı din anlayışının Kuran’a uymamasıdır. Bunun nedeni Kuran’dan ayrı, kendine has, müstakil bir mantığının oluşudur. Kuran’a göre değil, kendi mantığına göre düşünür. Münafıkların bu mantık örgüleri, Kuran’da “saçma akıl” olarak tabir edilmektedir:

Yoksa bunu kendilerine saçma-akılları mı emrediyor? Yoksa onlar azgın bir kavim midir? (Tur Suresi, 32)

Bütün bunların yanında, münafık dinde var olan ibadetlerin çoğunu uyguluyor görünür ve hatta uyguluyor da olabilir. Fakat bunları uygulayış tarzı ve amacı mümininkinden çok farklıdır. Örneğin, mümin sadece Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için namaz kılarken, münafık insanlara gösteriş yapmak için namaz kılar. Allah münafıkların bu tavrını aşağıdaki ayetle bildirmiştir:

Gerçek şu ki, münafıklar (sözde), Allah’ı aldatmaktadırlar. Oysa O, onları aldatandır. Namaza kalktıkları zaman, isteksizce kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı ancak çok az anarlar. (Nisa Suresi, 142)

Görülüyor ki münafık, ‘dış görünüşte’ dinsiz değildir; bilakis Allah’a inandığını söyleyen, ibadetlerin çoğunu uygulayan bir insandır. Ancak buna rağmen dindar değildir. O yalnızca kendi din anlayışının, yani ‘MÜNAFIK DİNİ’nin dindarı sayılabilir. Ama gerçek dini bildiği halde çarpıtmaya çalıştığı için, ahirette yaptıkları boşa gitmiş olacaktır:

… Artık onların yapıp-ettikleri boşa çıkmıştır, kıyamet gününde onlar için bir tartı tutmayacağız. (Kehf Suresi, 105)


Ekim 3rd, 2006 at 5:56 pm
Posted by deryakose in Munafiklarin Karekterleri

Gerçekte imanı kalbinde yaşamadıkları halde münafıklar neden iman etmiş gibi görünürler? Bu sorunun cevabı son derece önemlidir.Münafıkların konumu diğer inkarcılardan farklıdır. Münafık Kuran’da anlatılan sistemi yeterli derecede anlamıştır. Allah’a kulluk vazifesini yerine getirmek için, ayetlere tam olarak uyması gerektiğini öğrenmiştir. Bunu da kendi diliyle tasdikler. Kalbindeki, dilindekiyle bir değildir. Kalbinde inançsızlığı, isyanı, fıskı barındırdığı halde, dilinde Allah’ın adını taşıması münafıklığın göstergesidir.

Aslında inançlı bir insanın münafıkların bu karanlık ruh halini tam olarak kavraması pek mümkün değildir. Çünkü Allah korkusu olan bir insan için, söyledikleriyle yaptıkları birdir. Dolayısıyla münafıkların ikiyüzlülükleri, sahtekarlıkları inananları ancak şaşırtır. Fakat yine de Kuran’da müminlere bildirildiği kadarıyla münafıkların bu ruh halleri ile ilgili bazı sebepler sayılabilir.

1)Maddi Menfaat Sağlamak İsterler

Münafığın müminlere dost görünmesinin nedenlerinden biri, kendisine maddi çıkar sağlama arzusudur. Kuran’ın birçok ayeti Hz. Süleyman’ın, Hz. Muhammed (sa)’in, Hz. Davut’un, Hz. Zülkarneyn’in ve daha pek çok elçinin sahip oldukları maddi güç ve iktidardan bahsetmektedir.

Ayrıca zenginlik sahibi olan müminlerin ticari imkanları da çok geniştir. Bu imkanları da münafıkları derinden etkiler. Hatta bir çok münafık, uyguladığı birtakım ibadetleri (namaz, oruç, zekat gibi) yalnızca müslümanlar arasında güvenilir bilinmek ve bu sayede onlar arasında geniş ticaret imkanı bulabilmek için uygular. Kuran’da münafıkların ticaret konusundaki hırslarına ve bunun, onların en önem verdikleri konuların başında geldiğine şöyle dikkat çekilir:

Oysa onlar (kendilerini tümüyle Allah’a ve İslam’a teslim etmeyenler) bir ticaret ya da bir eğlence gördükleri zaman, (hemen) ona sökün ettiler ve seni ayakta bıraktılar. De ki: ‘Allah’ın katında bulunan, eğlenceden ve ticaretten daha hayırlıdır. (Cuma Suresi, 11)

Elbette ki, bu şekilde ihlassız davranışlarda bulunan münafıklar umduklarını bulamayacaklar, dünyada kazandıkları zararın yanısıra, ahirette de hüsrana uğrayacaklardır.

2) Çevrelerini ve Prestijlerini Arttırmak İsterler

Ahlakları, kültürleri ve saygınlıkları dolayısıyla müminlerin çevresi geniştir. Aynı zamanda kavmin ileri gelenlerine dini tebliğ ettikleri için onlarla yakın bağlantıları da vardır. Ayrıca mücadele ettikleri belli bir zümre hariç, halkın arasında da destekleyicileri bulunur. Gittikçe artan destekle birlikte içinde yaşadıkları toplumda saygınlıkları, diğer insanlardan çok farklı bir ‘kaliteye’ sahip oldukları, çok üstün bir ahlakı yaşadıkları da yavaş yavaş anlaşılmaya başlar.

Güzel ahlakları ve görülmemiş kararlılıkları dolayısıyla haklı bir şöhrete de sahiptirler.

Ve derlerdi ki: “Biz, ünlenmiş bir şair için ilahlarımızı terk mi edeceğiz?” (Saffat Suresi, 36)

İşte tüm bu şan, şöhret ve tanınmışlıktan etkilenen zayıf karakterli münafıklar, müminlerle birlikte olarak bir şahsiyet kazanmaya çalışırlar. Onlarla beraber olurlarsa kendilerinin de çevrelerinde en az onlar kadar etkileyici ve şahsiyetli tanınacaklarını düşünürler.

Ki (bunlar) Allah’ın ahdini, onu kesin olarak onayladıktan sonra bozarlar, Allah’ın kendisiyle birleştirilmesini emrettiği şeyi keserler ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarırlar. Kayba uğrayanlar, işte bunlardır. (Bakara Suresi, 27)