Derya Köse Kişisel Blog
Ekim 3rd, 2006 at 8:22 pm
Posted by deryakose in İlmihal Genel Bilgiler

İslâm ulemâsı; mücerred olarak “Kitap” denildiği zaman bununla ancak Kur’an-ı Kerim’in anlaşılacağı hususunda müttefiktirler. Kur’an-ı Kerim’in başka başka yönleri ve vasıfları ele alınarak çeşitli tarifleri yapılmıştır. Genel olarak: “Allahû Teâla (cc) tarafından Cebrail vasıtası ile Peygamberimiz Resûl-i Ekrem (sav)’e indirilmiş olan ve Resûl-i Ekrem (sav)’den bize tevatüren nakledilen bir nazım’dır”(29) tarifi uygun bulunmuştur. Bunun dışında: “Allahû Teâla (cc) tarafından Resûl-i Ekrem (sav)’e vahiy yoluyla indirilmiş, mushaflarda yazılmış, tevatürle nakledilmiş, tilavetiyle taabbüd olunan muciz kelâmdır”(30) tarifi de yaygındır.
26 Kur’an-ı Kerim’in “Mucize” olduğu hususunda hiçbir ihtilâf yoktur. İmam-ı Maturidi (rha)’ye göre: “Kur’an-ı Kerim’in i’caz yönü, belağatının kemale ulaşmasıdır.”(31) Eğer bu i’caz belağat yönünden başka olsaydı, benzerini getirmek için uğraşan Arapları, başka yönleriyle de aciz bırakması icap ederdi. Gayb’tan haber vermesi, tenakûzdan hali olması, ister dünyevi, ister uhrevi olsun bütün mesalihi ihtiva etmesi noktasından, diğer ilâhi kitaplarla aynıdır.
27 Kur’an-ı Kerim’in hem lafzı, hem manası Allahû Teâla (cc)’dandır. Bu hususta hiçbir beşerin payı yoktur. Kur’an-ı Kerim’in bize ulaşması tevatür yoluyladır ve indirildiği gibi eksiksiz olarak muhafaza edilmiştir.(32) Ayet-i Kerime’lerin sûreler içerisindeki yerleri de tevkifidir. Bu hususta hiç kimsenin ictihad ve reyinden söz etmek mümkün değildir.(33) Meselâ: Harf-i Mukatta’dan “Elif-Lâm-Mim” bir ayet-i kerime olduğu halde, “Elif-Lâm-Ra” bir ayet değil, ayetten cüzdür. Eğer ictihad ve rey sözkonusu olsaydı, bu şekilde değerlendirmek mümkün olmazdı.
28 İslâm fıkhında; Kur’an-ı Kerim, her yönden mutlak manada asıldır.(34) Nitekim Kur’an-ı Kerim’den olduğu sabit olan herhangi bir kelimeyi veya ayeti inkâr eden kimsenin küfrü üzerinde ittifak edilmiştir.(35) Ayrıca Kur’an-ı Kerim’e ta’zim etmek vacip, tahkir etmek haramdır. İslâm ulemâsı “O’na (Kur’an’a) tam manasıyla temizlenmiş olanlardan başkası dokunamaz”(36) ayet-i kerimesini esas alarak; “Abdest almadan Kur’an-ı Kerim’e dokunmanın haram olacağı” hususunda ittifak etmiştir.(37) Tabii cünüp olan kimsenin de; gusûl almadan dokunması, helâl olmaz. Resûl-i Ekrem (sav)’in; abdestsiz olan hiç kimsenin Kur’an-ı Kerim’e dokunmamasını da, emrettiği bilinmektedir.(38)
29 Kur’an-ı Kerim’deki hükümler genel olarak ikiye ayrılır: Manası açık, ihtimal ve iştibah’tan salim olarak ibareleriyle hükme varılan ayetlere “Muhkem” denir. İbaresinde, birçok manaya gelme noktasından ihtimal bulunan ayetlere “Müteşabih” denilmiştir.(39)
30 Muhkem ve müteşabih ayetler konusunda Allahû Teâla (cc) mü’minleri uyarmıştır. Kur’an-ı Kerim’de: : “(Habibim) Sana kitabı indiren O’dur. Ondan bir kısım ayetler muhkemdir. Ki bunlar kitabın anası (temeli) dir. Diğer bir kısmı da müteşabihlerdir. İşte kalplerinde eğrilik (Maraz) bulunanlar sırf fitne çıkarmak ve (hevâlarına göre) onun teviline yeltenmek için, müteşabih olanına tabi olurlar. Halbuki onun tevilini Allah’tan başkası bilmez. İlimde yüksek payeye erenler ise: “- Biz O’na inandık. Hepsi Rabbimizin katındandır” derler. (Bunları) selim akıl sahiplerinden başkası iyice düşünmez.”(40) hükmü beyan buyurulmuştur.
31 Bir mecliste Resûl-i Ekrem (sav): “Ümmetimin helâkı kitab’ta ve Sût’te olacaktır” buyurmuştur. Sahabe-i Kiram: “Ey Allah (cc)’ın Resûlü, buradaki kitab ve Sût nedir?” diye sorunca, Resûl-i Ekrem (sav): “Kur’an-ı Kerim’i öğrenip, O’nun ayetlerini Allahû Teâla (cc)’nın indirdiği gayeden başka şekilde te’vil etmektir” cevabını vermiştir.(41) Yine bir başka Hadis-i Şerif’te: “Her kim Kur’an-ı Kerim’i (Hiçbir ilmi olmadan) kendi şahsi reyiyle tefsir ederse, cehennemdeki yerine hazırlansın”(42) buyurduğu ve mü’minleri uyardığı sabittir . İmam-ı Şafii (rha) “Allahû Teâla (cc)’nın kitabında yer alan ilim, icma cümlesindendir. Kur’an-ı Kerim’in tamamı, Arap lisanı üzerine nazil buyurulmuştur. Bu sebeble Kur’an-ı Kerim’in nasihi ve mensûhu, nüzûl sebebleri ve farz kıldıkları, edebi belağatı, irşadı ve mübah kıldıkları iyi bilinmelidir. Ayrıca Allahû Teâla (cc)’nın peygamberine verdiği mevki’inin de iyi bilinmesi gerekir. Zira Allahû Teâla (cc)’nın kitabında vaaz ettiği hükümleri Resûl-i Ekrem (sav)’in lisanı üzere beyan buyurmuştur. Binaenaleyh Allahû Teâla (cc) farz olan hükümlerle neyi kasdetmiştir? Kimin için farz kılmıştır? Bütün insanlar bu farzların kapsamına giriyor mu, girmiyor mu? Mükellef olan kullarının neye itaat etmeleri gerekir ve neden sakınmaları icabeder? Bütün bunların hepsi iyice bilinmelidir”(43) diyerek, önemli inceliklere işaret etmiştir. Dolayısıyla kat’i bir ilim olmadan, Kur’an-ı Kerim’i tefsir etmek caiz değildir. Son yıllarda birçok “Meal” yayınlanmıştır. “Meal” kelimesi en yakın mana veya eksik olan terceme manasınadır. Hiç kimse bu yayınlanan “Meal”ler ile amel edemez.


Ekim 3rd, 2006 at 8:22 pm
Posted by deryakose in İlmihal Genel Bilgiler

Önce lûgat manası üzerinde duralım. Örf kelimesi; ma’ruf ve irfan ile ilgili olup, “irfan ehlinin razı oldugu davranışlar” manasınadır. İmam-ı Kurtubi: “-Selim akıl sahiplerinin razı olduğu ve insanları mutmain eden davranışlara örf denilir” tarifini yapmıştır. Yaygın olan tarif şudur: “Şer’i şerife aykırı olmayan ve akl-ı selim sahibi kimselerin müstahsen bulduğu davranışlara örf denilir.”(80) . Örf ve âdet’te dikkat edilecek husus “Şer’an ve aklen müstahsen” olmasıdır.(81) Buna sahih örf denilmiştir. Şer’i şerife uygun olmayan örfe, “fasid örf” denilir. Fasid örf, delil olarak kabul edilemez..(82) Nasslar ile örf ve adetler tearuz (çelişki) sökonusu olursa, nasslar esas alınır.Bu durumda, örfe ve adete itibar edilemez.