Derya Köse Kişisel Blog
Ekim 5th, 2006 at 11:28 pm
Posted by deryakose in Çesitli Meseleler

Kur’ân-ı Kerim’de: “Ölü, kan, domuz eti, Allah’dan başkası adına boğazlanan, (Henüz canı üstünde iken yetişip) kestikleriniz müstesnâ olmak üzere; boğulmuş, vurulmuş, yukarıdan yuvarlanmış, süsülmüş, canavar yırtmış olup da ölenler, dikili taşlar üzerinde (putlar adına) boğazlanan (hayvan)lar, fal oklarıyla kısmet (ve hüküm) aramanız üzerinize haram edilmiştir”(1) hükmü beyan buyurulmuştur. Hanefi fûkahası: “Şer’i usûle riâyet ederek hayvanı kesmek; helâl olmasının şartıdır. Çünkü Allahû Teâla (cc): “Ancak boğazladıklarınız (kestikleriniz) müstesnâ” buyurmuştur. Esasen hayvanı kesmek; temiz olanları, pis olan kandan ayırdığı için oldukça önemlidir.”(2) hükmünde ittifak etmiştir.
1969 Fıkıh kitablarında “Zebâih”; başlı-başına bir bölümdür. Şimdi bu kelime üzerinde duralım. Zebâih; “Zebihâ’nın” çoğuludur. Zebihâ ise; boğazlanmaya (kesilmeye) elverişli hayvandır.(3) Hayvanı kesmek; insanın kendi arzusuyla (ihtiyari) olabileceği gibi, ızdırarı (ister-istemez) de olabilir ve bu şekilde ikiye ayrılır. İhtiyari kesmenin rüknü; öküz ve koyun gibi hayvanları, gerdanı ile çenesi arasından (kudret bulunduğu zaman) deve gibi hayvanı göğsünden kesmektir. Izdırari kesmek ise; herhangi bir yerinden kan akıtmak ve yaralamaktır. Bu genellikle avlanmada meydana gelir.(4)
1970 Resûl-i Ekrem (sav)’in: “Hayvanı kesmek; göğsü (gerdanı) ile çenesi arasında gerçekleşir, vâki olur”(5) buyurduğu bilinmektedir. Mâlum olduğu üzere; göğüs ile çenenin arası, damarların toplandığı yerdir. Bu sebeble; pis olan kanın en seri şekilde akmasına elverişlidir. Hayvanın damarları; nefes borusu (Hulkûm), Yemek borusu (Mer’i) ve vedâcandır. Vedec; boynunun (şah damarı) iki tarafında bulunan damara verilen isimdir. Tesniyesine (ikilisine) “Vedâcan” denilir. Halk arasında “Can damarları” tabiri yaygındır. Çoğulu ise “Evdâç” gelir. Nitekim, Resûl-i Ekrem (sav)’in: “Evdaçı, dilediğin yerden kes”(6) Hadisinde, çoğul olarak kullanılmıştır. Dolayısıyla hangi aletle olursa olsun (Tırnak ve diş müstesna); İslâmi usûle riâyet ederek, bu dört damarın (veya üçünün) kesilmesi halinde helâl olur.(7) Ancak bu damarların tamamını kesmek, sünnete daha uygundur. Ayrıca bazılarını kesip, bazılarını geriye bırakmak sûretiyle; hayvana eziyet etmek de, mekruhtur. Fûkaha; “Hayvanı kesmeden önce, bıçağı keskinleştirmek menduptur”(8) hükmünde ittifak etmiştir. Hayvana gereksiz yere acı vermemek hususunda Sahabe-i Kiram’dan rivâyet mevcuttur. Fakat bayıltarak kesmek (bayılma anında murdar olarak ölüp-ölmediği bilinemiyeceği için) câiz değildir.
1971 Allahû Teâla (cc) her şeyde; güzelliği ve iyiliği vâcip kılmıştır. Kesilecek hayvanı yatırıp; daha sonra bıçağı keskinleştirmeye (bilemeye) başlamak ve hayvanı o halde bırakmak mekrûhtur. Nitekim Resûl-i Ekrem (sav)’in: “Allahû Teâla (cc) her şeye karşı ihsânı (iyiliği) vâcip kılmıştır. Bunun için öldürürseniz (Kısas vs. gibi), o öldürmeyi güzel yapınız. Hayvan kestiğiniz zaman kesmeyi iyi yapınız (acı çektirmeyiniz). Ve sizden birisi bıçağını keskinleştirsin (bilesin) ve kestiği hayvanı rahatlatsın”(9) buyurduğu bilinmektedir. Hayvanın acısı dinmeden; derisini yüzmek mekruhtur.(10) Bilindiği gibi; hayvan kesen kimsenin kıbleye doğru yönelmesi ve Allahû Teâla (cc)’nın ismini anması (Besmele) çekmesi esastır. Eğer kasden besmele çekmezse; kestiği hayvanın eti yenilmez. Şimdi bu konu üzerinde duralım.
1972 Kur’ân-ı Kerîm’de: “Üzerlerine Allah’ın ismi anılmayanlardan yemeyiniz. Çünkü bu muhakkak ki bir fıskdır. Filhakiyka şeytanlar, sizinle mücâdele etmeleri için kendi dostlarına (Tağutlara) mutlaka telkinlerde bulunurlar. Eğer onlara itaat ederseniz, şüphesiz ki siz de Allah’a eş tanıyanlarsınızdır”(11) hükmü beyan buyurulmuştur.
1973 Yine diğer bir Âyet-i Kerîme’de: “Allah size ölüyü (murdar hayvanı), kanı, domuz etini, bir de Allah’dan başkası için kesileni kat’iyyen haram kıldı. Fakat kim bunlardan yemeye muzdar kalırsa (o kimseye) saldırmamak ve haddi (ölmeyecek miktarı) aşmamak şartıyla, onun üzerine bir günah yoktur. Şüphesiz ki Allah çok yarlığayıcı, hakkı ile esirgeyicidir”(12) buyurulmuştur. M. Ali Sabuni şunları kaydediyor: “Uhille li gayrillâhi” (buradaki) ihlâl kelimesi; sesi yükseltme anlamında olduğu gibi, çocuğun dünyaya gelişinden hemen sonra ağlayarak sesini yükseltmesine de denir. Müşrikler, bir hayvanı kestikleri sırada Lat ve Uzza isimli putların adlarını seslerini yükselterek anarlardı. Buna göre ayetin icmâli anlamı şudur: Putlar, tağutlar ve Allah ismi dışındaki diğer adlarla kesilen hayvanların etleri size haram kılınmıştır”(13)
1974 Resûl-i Ekrem (sav)’in: “Müslüman; hayvanı Allahû Teâla (cc)’nın ismi üzere keser. İster besmele çeksin, ister çekmesin”(14) buyurduğu da bilinmektedir.
1975 Hanefi fûkahası: “Besmeleyi kasden terkeden kimsenin kestiği hayvanın eti haram olur. Eğer unutup terkederse kestiği helâl olur”(15) hükmünde müttefiktir. İmam-ı Şafii (rha) indinde; ister kasden terketsin, ister unutarak besmele çekmesin, helâl olur. Çünkü “Allah’ın adını zikretsin-zikretmesin müslümanın kestiği helâldir” hadisi, ayetin hükmünü tahsis etmiştir. Ayrıca besmele çekmek; kesilen hayvanın etinin helâl olması için şart olsaydı, unutma özürü sebebiyle düşmezdi. O halde müslüman olmak, besmele makamına ikâme edilmiştir.(16) İmam-ı Malik (rha) indinde; Allah’ın adı zikredilmediği müddetçe, kesilen hayvanın eti yenilemez. Besmelenin kasden terkedilmesi ile unutularak terkedilmesi arasında bir fark yoktur. Bu ihtilâf; Usûl-i fıkha dayanır. Sünnetin; bazı ayetlerin hükmünü tahsis etmesi ve bununla ilgili kaidelerdeki farklılaşma, muhtelif hükümleri beraberinde getirmiştir.
1976 Hanefi fûkahası; “Hayvanı keserken besmele çekmek şarttır. Zira Allahû Teâla (cc): “Üzerlerine Allah’ın ismi anılmayanlardan yemeyiniz” buyurmuştur. Buradaki hüküm; tahrim (haram kılma) içindir. Ayrıca Hz. Adiy b. Hatem et-Tai (ra)’den şöyle rivâyet olunmuştur. Resûl-i Ekrem (sav) başkasının av köpeğinin yakaladığı hayvanla ilgili olarak: “- Şüphesiz ki sen, kendi köpeğini bırakırken besmele çektin!.. Fakat başkasının köpeği için besmele çekmedin”(17) buyurmuştur. Buradaki hüküm açıktır. Resûlullah (sav) haramlığı; besmele çekmeyi terketme sebebine bağlamıştır.”(18) hükmünde müttefiktir. Unutmak şer’i bir özürdür.


Ekim 5th, 2006 at 11:26 pm
Posted by deryakose in Çesitli Meseleler

Hanefi fûkahası: “Yaratılışları itibâriyle insanlardan kaçan ve korunan hayvanlara “Av Hayvanları” denir. Av hayvanları da iki çeşittir. Birincisi: Karada yaşayan av hayvanları. İkincisi: Denizde yaşayan av hayvanları. Hayvanların doğumları (Karada veya denizde) dikkate alınır, yaşayışları arızidir”(34) hükmünde müttefiktir, insanlardan kaçmayan ve korunma ihtiyacı hissetmeyen hayvanlara “Ehlileştirilmiş hayvan” denilir.
1986 Kur’ân-ı Kerîm’de: “Ey iman edenler!. Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin (maddeten ve manen) en temiz olanlarından yeyiniz, Allah’a şükrediniz. Eğer (gerçekten) O’na kulluk ediyorsanız”(35) hükmü beyan buyurulmuştur. Temiz olan rızıkları yemek mübâh; şükretmek ise, vâciptir. Bilindiği gibi “Haram” kat’i nasslarla sâbit olan bir hükümdür. Yeryüzündeki hayvanların tamamını tek tek saymak ve tasnife tâbi tutmak güçtür. Resûl-i Ekrem (sav)’in: “Azı dişi olan her yırtıcı hayvanın yenilmesi haramdır” Hadis-i Şerif’ini esas alan Hanefi fûkahası: “Azı dişi bulunan; yırtıcı ve et yiyici, her hayvanın eti haramdır. Ayrıca pençesi ile avlanan kuşun eti yenilemez”(36) hükmünde ittifak etmiştir. Dikkat edilirse; tasnif edilirken, hayvanın veya kuşun özelliği zikredilmiştir. Yırtıcı ve et yeyici olan vahşi hayvanların tamamı (Sırtlan ve Tilki de dâhil) haram kılınmıştır. İbn-i Münzir: “İlim sahiplerinin hepsi; yırtıcı hayvanların tamamının etinin yenmesinin, haram olduğunda birleşmişlerdir”(37) hükmünü zikrederek, bu konuda icmâ bulunduğunu kaydeder